Turkiye Piramit Enerjisi Platformu
  Ahmet Can
 



 

 1-GÖRÜNMEZ BEDENİN ÇIĞLIĞI
 
Sabah uyanıp kendimizi sokaklara atıyoruz. İşe geldiğimizde belki de titreşimi bize hiç de uymayan insanlarla akşama kadar sürecek bir iş yaşamının içinde ve genellikle hiç de severek yapmadığımız işimizle uğraşıyoruz. Kavga ediyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz. Akşam olduğunda mesai saati bitiyor evimizin yolunu tutuyoruz.
Büyük bir şehirde yaşıyorum trafiğin gürültüsündeyim, işte yine boğuluyorum, sıkılıyorum. Akşam eve geldiğimde çok yorgunum. Canımdan çok sevdiğim çocuklarıma bile ayıracak, yetecek enerjim kalmamış. Kendimi çok yorgun hissediyorum. Yaptığım tek şey yalnız kalıp, televizyonda veya gazete haberlerinde yok olmak istiyorum. Yatağa girdiğimde eğer kanepede uyumadıysam biraz olsun yeniden şarj olabilmek uğruna uykuya dalıyorum. Ve günler, yıllar birbirini kovalıyor. Hep aynı şeyler sıkılıyorum. Evet bu hayattan çok sıkılıyorum. Doğamdan uzaklaşalı yıllar oldu. Her tarafımı kabuklar sardı. Bir sürü değişik maskeler takıyorum. Bazen dalkavuk, bazen yalancı, bazen iyi, bazen kötü oluyorum. Ama hiç kendim olamıyorum. Şimdi bazılarınızı duyar gibiyim. Sende çok karamsarsın diyorsunuz. Evet belki öyleyim fakat şöyle bir çevrenize bakın ve hatta hemen yakınınıza ilk önce bir aynaya bakın. Suratınıza bir bakın. Mutlu bir suratınız var mı? Varsa ne mutlu size. Demek ki heyecanlı bir insansınız. Aşk ile yaşıyorsunuz. Doğru yoldasınız. Her ne yapıyorsanız ona devam edin. Ve aslında şu anda bu satırlara devam bile etmenize gerek yoktur. Beklide sizin kafanızı karıştırabilirim. Boş verin bu kitabı bile okumanıza gerek yoktur. 

Fakat sıkılıyorsanız, mutsuzsanız, bu hayattan zevk almıyorsanız aşk ile olan yaşamınız bitmiş demektir. Aşkın bendeki anlamı heyecandır, enerjidir. O hayattır, O neşedir,O güzelliktir. Bana göre bir çok insan yaşamında defalarca depresyona girip çıkar. Bazı insanlar hiç çıkmazlar devamlı depresif halde yaşamları devam eder gider. Hep uyumak isteriz. Tam bir kaçış, tam bir içine kapanma hali, ama nereye kadar sürecek bu serüven. Siz hiç dağa tırmanan bir insanın sıkıldığını gördünüz mü? Veya deprem olurken bir insanın sıkıldığını, ölürken bir insan çok sıkılıyorum der mi acaba ? Peki ama sıkılan kim hiç düşündünüz mü? Hep kendimizi aynada gördüğümüz kişi zannederiz. Halbuki aynaya dikkatle bakarsak aynada görünen civa, cam ve en nihayet arkası boşluktur.  Mevlana hazretlerinin dediği gibi senin aynada gördüğünü olgun bir insan kerpiç de görürmüş. Aslında aynaya bakıldığında da görünen hep nefsimizin görüntüsüdür. Yani bu toprağa ait görüntülerdir. Ne farkı vardır toprakla arasında veya bir hayvanla, bir bitki, bir taş hepside aynı değil mi? Her zaman derim içimde bir hayvan yaşıyor. Çok acıkıyor, çok seks istiyor, çok rahat etmek istiyor yani haz ve elem ikileminde içgüdüleriyle yaşayan bir hayvan. Bizi farklı kılan nedir? Bir hayvanla içgüdülerimizle aynı değil miyiz? Neyimiz farklıdır? İşte farklı olan özümüz özdeki hazine, O ruhtur, görünmez bedenin çığlığıdır. Yeri asla burası değildir. Hapistedir O. Bir ney gibi inim inim inler, ah eder, vah eder, kesildiği sazlığa geri dönmek ister. O sıkılır, bunalır, ölmek ister. Çünkü ölümde doğum vardır. Bedene önem vermez. Farklı olduklarını bilir. Karnı etle, sütle, yağla, balla doymaz. O ille de onu ister. O kaynağına dönmek ister. Bir nefes ile var oldu, yol aldı, şekilden şekle, renkten renge girdi. Eğer doyurmak istersen Onu, Ona Ondan vermelisin. Tek yemeği aşktır Onun. Var etmede “Ol dedi Oldu” bir aşk ki  tüm kainat Onunla dolu, her şey Onu anlatıyor, Onu söylüyor. Sen dilde söylemesen de ne fark eder? Sıkılan kim? Sıkılan kim? Eğer karnını doyurmuyorsan Onun hep sıkılırsın. Bu hayattan hiç zevk alamazsın parayla, pulla, şanla, şöhretle mutlu olurum zannetme. Mutlu olmak senin görünmezinde O senin kalbinin derinliklerinde her şeye rağmen seni çok seviyor. Sende sev onu. Uyan ey gözlerim, uykuda olan gözlerim, gerçeğe hakikate uyan!
Aşk ola…

ACZ.

2-KORKUYORUM EN BÜYÜK ÖĞRETMENİM GELDİ!
 
Çok çalışkan bir insandı babam. Çalışmak ibadettir derdi. O gün telefon hep aynı şekilde çalmıştı ama ablamın sesi farklıydı. Babam der demez anlamıştım babamın öldüğünü. Çünkü o gün çok ağır gelmişti hayat omuzlarım ağırlaşmıştı. Eniştemle beraber yola koyulduk. Sekiz saat süren yolculuğumuzda çokta konuşmadık. Sabaha karşı eve vardığımızda  hep birlikte ağlaştık. Sabah babamı almaya gittik, morgun içine girdiğimizde babamı donmuş bir vaziyette bir tepside yatar vaziyette çıkarttılar. Ona dokundum soğuktu. Ama soğukluğu buzdolabının çalışmasından değildi. O artık bir bedendi. Can çoktan yol almıştı. Ten ölür canlar ölesi değildir der Hünkar Hacı Bektaşi Veli. O anda kendi ölümümü hissettim. Ölüm en büyük korku, en büyük öğretmen. Kapıdan içeri girildiğinde hep teslimiyet şartlığı vardır. Hep uyur gibisin sanki ölüm hiç yokmuş gibi yaşıyorsun. Çok uzun bir yolculuğa çıkacaksın, ebedi yolculuk. Buradan Ankara’ya gitmek istesen merak edersin Ankara’da hava nasıl?, nerede ineceğim?, Üzerime ne alayım? Kaldı ki Ankara gene bildik bir yer. Ama ahiret öylemi ya tam bir bilinmezlik. Ne olacağın, koşulların hiçbir şey bilinmiyor. Sana Allah’tan başka ne? Kim? Yardımcı olabilir. Bir korku ile dünyaya geldin bir korku ile ölüyorsun, ölüm her yerde kol geziyor. Kaderin yazılmış. Kalem yazmış. Olan hemen o anda olmuş hem de tas tamam, hiçbir eksiklik yoktur. Çok koşturmana gerek yoktur. Varacağın ilk yer kara toprak. Çok sahip olmana gerek yok. Zaten sahibi olduğun tek şeye toprağa gidiyorsun. Su suya toprak toprağa ateş ateşe hava havaya karışıyor. Tam bir veda. Müthiş terk ediş. Müthiş çözülme. Bedenim özenle beslediğim yıkayıp temizlediğim günlerce güzelliğini aynada seyrettiğim şimdi toprağın altındasın. Çürümeye yüz tuttun. O çok iğrendiğin kutçukların yemeği oldun. Hepte ilk önce en çok sevdiğin yerlerden başlarlar ne oldu korktun mu? Kork kork bunları korkman için anlatıyorum. Korku öğretmenim hoş geldin sefa geldin. Şimdi toprağın altında çürüyen bedenime birlikte bakıyoruz. Bir daha ona döner miyim diye düşünürken  düşünenin ben olduğumu anlıyorum. Ama ben neredeyim? Burası neresi? Ama ben ölmemişim ki. Madde anlamını yitiriyor. Hatıralarım bana sesleniyor. Neyi ne kadar çok yapmışım. Tekrar ettiğim, en çok tekrar ettiklerim hepsi şimdi yanımda, yalnız değilim. Şimdi beni çağırıyorlar. Her şey niçin dönüyor böyle acaba diyorum? Hastane koridorundayım elimde sabır tespihim dua okuyorum çok sabırsızım heyecanlıyım korkuyorum yerimde duramıyorum. Zaman ne kadar ağırmış meğer dakikalar geçmek bilmiyor. O esnada bir bebek doğuyor. Hemşire onu havlu içinde getiriyor. Üzerinde anne suyu beyaz beyaz kalmış. Göbeğinin kordonunu keserken bebek ilk acısını yaşıyor. Heyecanım çok fazla artıyor ve nihayet bir sepetin içinde arabayla geçen hemşire işte oğlun diyor. Mert’im dünyaya geldi. Şu korku karanlık olmasa biz nasıl çıkarız aydınlığa? Şu ızdıraplar olmasa nasıl mutlu oluruz? Cahillik olmasa nasıl öğreniriz? Gelin bana korkularım sizi kabul ediyor onurlandırıyorum. Gelecek endişesi içinde korku dolu insanlar. Her an olacak olanı bekliyorlar. Terör, savaş, orman yangınları, uçak kazaları, depremler, fırtınalar ne kadar çok arttı. Korku her yerde kol geziyor. Şimdi karanlığı yaşayan dünyam kalk öğretmenin geldi. Şimdi senide bekliyor aydınlık. Korkma, sevin senide aydınlatacak en büyük öğretmenin geldi.

ACZ.

3-VADİ RUHU
 
Artık horoz sesiyle uyanmayalı yıllar oldu. Ne mutlu bu doğal uyandırmayla uyananlara. Şimdi telefon baş ucumuzda onun çalar saati ile uyanıyoruz. Teknoloji her yerde. Televizyon, telefon, bilgisayar her şeyimiz var ama niye mutsuzuz? Mutsuzuz çünkü kendimize doğadan uzak sanal bir dünya kurduk. Toprak ananın bağrından koptuk şimdi şehir insanıyız. Ne kadar çok özlemim var Kaz Dağlarına gitmeye hep hayalimde kuruyorum özlemini çekiyorum. Dağlar dağlar. Sizi de çeker mi? Sizi bilmem ama beni her gün çağırıyorlar. Geçen yaz Kaz Dağlarında bir vadide sabahlamaya karar verdim. Tanrım ne müthişti. Yorganım yıldızlar, lambam ay olmuştu. O gece çok büyük bir ateş yakıp Sutah’ı oluşturduk. Ateşin üzerinden atlayıp üzerimizdeki negatif enerjileri attık. Arkasından ateş köz olup korlaştığında şişe taktığımız kalın kuzu parçalarını ateşte pişirip afiyetle yedik. Ateşin küllerinde yaptığımız çayımızı içerken Sutah şifa çemberini oluşturup, gizemli sohbetlerimize başlıyoruz. Herkes bir hikaye anlatıyor. Karanlık iyice bastırdığında yıldızlar görünmeye başladı ve arkasından ay bir lamba gibi doğmaya başladı. Vadide yoğun bir sessizlik var. Edremit Kaz Dağlarının yamaçlarında bir vadide çok hafif esen rüzgar gündüz güneşte yanmış bedenimi sanki üflermiş gibi sarıyor. Vücudum tam bir dinginlik ve şifa içinde. Çakralarımın hepsi açık ve dengeli ayağım toprağa basıyor. Biraz sonra üflediğim ney’in sesi gecenin karanlığında vadi ruhu ile birleşip rüzgarın sesine karışıyor. Sanki birlikte şarkı söylüyorlar. Yanımdaki insanlarla birlikte gecenin derin sessizliğini bozmadan hafifçe şarkı söylüyoruz. Herkes çok mutlu. Ben ateşi yeniden canlandırmak için tekrar odun atıyorum ne güzel bir görüntü. Odunların yanarken çıkardığı sesler ateşten çıkan kıvılcım ve dumanla adeta dans ediyor. Ve ateşin sıcaklığı ta içime görünmez bedenime kadar işliyor. Saatler ilerledi. Ay şimdi tam tepemizde. Gece tahtadan yaptığımız yatağımızın üzerine yorganlarımızı serip ay ve yıldızlara bakmak sanki başka  yaratıklarla karşılaşmak gibi. Ne kadar da muhteşemler. Elbette insanın aklına yüce yaratan Allah’ın büyüklüğünü ve haşmetini tüm hücrelerimde hissediyorum. Bu ne büyük bir mutluluk. Yüce yaratanı anmanın o kadar çok yolu var ki. Bazen dilde bazen gönülde bazen de iliklerine kadar tüm hücrelerinde hissedersin de tüylerin diken diken olup içinde bir şeylerin aktığını hissedersin.  Büyüklerin huşu hali dedikleri bu olsa gerek. Bu duygular içinde vadi ruhunda gözlerim kapandı ve gerçeğe olan yolculuğum başladı. Burası maddenin olmadığı rüya alemi. Burada her şey çok karışık çözmede çok zorlandığım binlerce sembol var. Tüm düşüncelerim hep karışmış ve hepsi bu boyutta olmak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Sabaha kadar olan bu yarış karmakarışık. Ve nihayet komşunun bahçesinden gelen horoz ötüşü ve kuş cıvıltısı ile uyanıyorum. Ne kadar özlemişim böyle uyanmayı. Gözümü açar açmaz çok dinç olduğumu hissettim. Uyanmak için hiç zorlanmadım sadece kedi gibi bir genleşme bana yetmişti. Bu esnada arkadaşlarımda bir şeylerle uğraşıyordu. Burası Kaz Dağlarında  bir vadi ve ben yaşamayı hayal ettiğim vadi ruhundayım.

ACZ.

SONSÖZ YOKTUR SONLANDIRAMAZSINIZ.
 
Çiçeklerin rengini sen tayin edemezsin, bazen ettiğini zannedersinde kendinin araç olduğunu unutursun. Ne vakte kadar böyle kendini kasmaya ve sıkıştırmaya devam edeceksin, ne zaman yaşamaya karar vereceksin. Yaratıcı seni bir çiçek gibi yarattı her şey sonsuz muntazam hiç eksiklik yoktur. Eksiklik zannettiğin senin arzuların, nefsin, doğal akışı bozmak istemen. Şeytanı uzaklarda arama zaten sen insan olamadığın zamanlarda bir şeytansın, eskilerde şeytanı hep kafamda çok çirkin bir yaratık olarak şekillendirir ve ondan çok korkardım. Yıllar sonra onun kendi nefsim olduğunu gördüğümden ve yüce söz “nefsini bilen Rabbini bilir” hadisi kulaklarımda çınladı. Hep iyi olmak hep rahat etmek, hep haz duymak, hep gülmek istiyoruz da neden bu kadar mutsuzluk içindeyiz  hiç düşündük mü.? Tek cevabı mutlu olabilmek içindir. Yaşamda bize verilenler hep dualite olarak karşımızda durur. Çünkü yoktan var eden tekdir, Ahad’dır  “O” gerisi hep sanaldır. Bize bilmek değil, bilmemek lazımdır. Oturduğun yerde bir gün bir karıncayı seyret nasıl duygular içinde olursun, önce büyüklüğün gelir aklına, sonra hareketlerini incelemeye başladığında hareketlerin ne kadar sana göre küçük olduğunu gözlemlersin. Sonrasında kendinden üç misli büyük bir nesneyi taşıdığında biraz şaşırırsın fakat bu sana çok kolaydır. Çünkü o karıncadır sen insan olduğunu zannedersin. Benliğin seni hep farklı kılar, sanki bu dünya tek sen varsın ama ne zaman dalgaları duyduğunda yalnız olmadığını anlarsın. Dalgaları dalgalandıranı hep unutursun, çimenlere basıp yürürken ayağının altındaki dünyayı hiç hatırlamazsın.
Koca çınar ağacı bir gün bir çimeni fark etti, onu gördüğünde kendisinin ne kadar büyük ve heybetli oluğunu gördü kibirlendi. Sonrasında çok kuvvetli bir kasırga koca çınarın o heybetli gövdesine o kadar güçlü esti ki koca çınar çok fazla esneyemeyip büyük gürültüyle devrildi. Ölmek üzereyken yanındaki çimene baktığında çimen hala ayaktaydı.
 
Doğal yapımızda bizler yıldızımıza göre  su ,  toprak,  ateş veya havayızdır. Bunların hepsi bir insanda mevcuttur sadece dereceleri farklıdır. Zaten bunlarda Allah’ın isimleridir. Önemli olan hepsinin farkındalığına erebilmektir ve kendimizi bilme yolunda çok önem arz eder.  Fakat ne olduğunu bilmek çok önemli değil ne olmadığını bilmek daha önemlidir. Bilgi alabilmek için yaşamak gereklidir. Zıttınla yaşamayı öğrenmelisin. Alçak gönüllü olup kabullenmelisin. Öğrenmenin bir yolu da  teslimiyettir. Bilerek veya bilmeyerek öğrenmek. Eğer bilerek olursa acı çekmezsin mutlu olursun.  Bilmemek karanlıktır. İnsanı korkutur. Onu bir ışıkla aydınlatırsan karanlık yok olur. Işık karanlığı hep yakar.
 
Tohum çatlıyor, önce onu yedim. İçindekinin ne olduğunu biliyordum. Onu aldım toprağa ektim. Çok eskileri hatırlıyorum bir yerlerde huzur ve sükunet içinde bekleyişim mutlak dinginliğim vardı derken bir el beni kopardı. Hiç farkında değildim. Sonrasında beni yedi, farkında değildim. Bir toprağa dikiliyorum. Su bedenime giriyor. İçinde hava ve ateş vardır. Çatlıyorum, ölüyorum, dönüştüm. Şimdi ufacık bir filizim. Toprağı yarıyorum ve yer yüzünde su,ateş,toprak hava büyüyorum. Kocaman oldum. Şimdi bir elma ağacıyım. Zamanım geldi çiçek açtım, dallarımda bir sürü elma oldu. Elmalarımı topladılar yediler. Yiyenlerle bir oldum, ama en sonunda toprak,su,ateş, hava oldum. Böyle milyarlarca yıl geçti. Hep değişiyorum,dönüşüyorum. Sonuç ne?, değişen ne?, dönüşen ne?
Dünyada bir tohum değimli? Çabalamayın bilemezsiniz!!


ACZ.



 BÜYÜK FARKINDALIK, 
KENDİNİ TANI FORMÜLÜ
 
Hayal et,iste dua et,planla çalış çabala,
Tekrar et,düşsende ayağa kalk devam et,
Ve bu dediklerimi yeterki hep ama hep tekrar et,
Ve bir an sona geldiğini zannettiğinde bakarsın ki başarmışsın,

Veya bakarsın ki başaramamışsın hayal kırıklığı olmuş,
Ama hakikatte,yaşamının anlamı,senin başarın veya başarısızlığın değildir.
Burda eski bir masal gelir aklıma,
Bir varmış,bir yokmuş,evvel zaman içinde,

Ben ninemin beşiğini tıngır,mıngır sallariken,
develer pire,pireler deveymiş,
yani bunu şekSper de dinlemiş, anlamışki ola ki
olmak yada olmamak işte bütün mesele budur, demiş

hayyamda şöyle devam etmiş,
Ey kör!bu yer bu gök bu alem boştur boş
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş,
Şu durmadan var olup, dağılan evrende,

Bir nefestir alacağın,o da boştur boş...
 
İçindeki öz ışığı,Sen ne istersen o olur...
ACZ.
 
 

ŞEHİR İNSANI HAYALİ
 
 
 
Bir avuç toprağım,bir dikili ağacım,sıcak evim,
Ailem,arkadaşlarım,candan dostlarım,
Kedim,köpeğim,kuşlarım,tavuklarım,
Hava,su ilacım;toprak,ateş ekmeğim,aşım olsun ,
 
Gökyüzü lambam,yeryüzü döşeğim olsun,
Hele bir dağlar,tepemden denizlere doğru baksın şöyle bir,
Sular fışkırsın,her taraftan güldür,güldür,
Her sabah denizimi, nehirler selamlasın cığıl,cığıl,
 
Tohumu bizden,mis gibi kokan domatesler,biberler,
Buğdayımız,unumuz,mis kokan sıcak ekmeğimiz,
Alın terimizle olsun,emeğimiz,paramız,
Ekmek,trafik derdimiz olmasın,Bilgi olsun gıdamız,
 
Bülbül sesi,horoz sesi çalar saatimiz,
Sütümüz inekten gelsin,çayımız fındık külünde olsun,
Koşuşturmaca,stres,trafik olmasın,
Ekmek derdimiz olmasın,bilgi olsun gıdamız,
 
Güneş bizi selamlasın,sudan doğsun,sudan batsın,
Bir tepenin yamacında,fındık ağacının yanında,
Koca bir Ali’den,koca bir hayal olsun,
Melen nehri yanında, gerçeğe doğsun...
 
Olsun mu Kardaş? Olsun mu ?
bu hayal gerçeğe doğsun mu?
Olsun be Kardaş olsun,
AMMA HEP BERABER OLSUN.
 
ACZ.
 
 
 
 
 
 
 
 
  Bugün 11 ziyaretçi (13 klik) kişi burdaydı! Copyright Mert Suslu - www.mertsuslu.com - - www.mertsuslu.tr.gg - - www.mertsuslu.net.tc -  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=