Turkiye Piramit Enerjisi Platformu
  KUNDALINI NEDIR ?
 
Aşağıdaki Yazıyı Prof.Dr.Arif Manaf'ın izni ile yayınlayarak sizlerle paylaşıyoruz....
Yazı Prof.Dr.Akif Manaf Yoga kitabından alıntıdır.


Kundalini Nedir?
Orijinal Yoga Sisteminin Pratyahara basamağında Kundalini teknikleri uygulanmaktadır. Sanskritçe Kundalini kelimesi 'gizemli' demektir. Kundalini, insan vücudunda bulunan gizemli evrim enerjisidir. Bu enerji, insan organizmasında uyuyan, hareketsiz potansiyel bir güç halindedir.
Kundalini bedende uyumuş halde olan belkemiğinin temelinde yerleşen dinamik potansiyel yaratıcı güç veya enerjidir. Kundalini enerjisi kuyruksokumunda yerleşen Muladhara Çakra merkezinde bulunmaktadır.
Piyasada bulunan bir "kundalini tantra" kitabında yazar şunu söylemektedir: "Kundalininin yeri omuriliğinin tabanındaki küçük bir bezdir. İnsanda doğal güçlerin gelişmesiyle, bu bez şimdi insanın onu uyandırabileceği bir noktaya geldi." Bu iddialar gerçeklere dayanmayan mantıksız spekülasyonlardır.
Her şeyden önce, Kundalini enerjisel düzeye aittir ve fiziksel düzeyde olan bir bezde bulunmamaktadır. Yalnızca amatör kişiler enerjisel düzeyi fiziksel düzeyle karıştırabilir. Kundalini kuyruksokumunun ikinci segmanı bölgesinde yerleşen Muladhara Çakra merkezinde bulunmaktadır. Yüzlerce orijinal Yoga metni bunun altını çizmektedir. Bütün bunlara rağmen yazar Kundalini enerjisinin bir bezde bulunduğunu söylemektedir. Bu tür hatanın iki nedeni olabilir. Ya yazar Kundalini konusunda yeterli bilgiye sahip değil ya da bilerek insanların kafasını karıştırıyor. Her iki durumda "kundalini tantra" kitabının bilimsel değeri yoktur.
İkincisi, herhangi bir bezin uyarılması Kundalini enerjisini etkilemez. Yalnızca Muladhara Çakra merkezinin uyarılması Kundalini enerjisini uyandırmaktadır. Yoga teknikleri sayesinde insanda doğal güçler gelişmekte ve Kundalini enerjisini uyanmaktadır. Bu, binlerce yıl önce yapılmaktaydı ve şimdi de yapılabilir. Aslında ğünümüzün kirli ve stresli atmosferi bunu kolaylaştırmakta değil, tam tersi zorlaştırmaktadır.
Daha sonra, "kundalini tantra" kitabının, Şivaizm (tanrı Şiva'ya tapınma) tarikatının lideri olan, yazarı şunu söylemektedir: "Kundalini erkek bedeninde apışarasında, idrar organlarıyla dışkılama organı arasında bulunur. Dişi bedenindeki yeri dölyatağı boynunda, rahim kökündedir." Bu, gerçeklere dayanmayan bir spekülasyondur ve pratik tecrübe yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Doğada böyle bir ayrım yoktur.
Kundalini enerjisi, hem erkek hem de dişi bedeninde aynı yerde, kuyruksokumunun ikinci segmanı bölgesinde yerleşen Muladhara Çakra enerji merkezine bulunmaktadır. Kundalini enerjisinin erkek ve dişi bedeninde farklı yerlerde bulunması konusunda görüş, dini tarikatların cinsellik hususundaki ayrımcılığından kaynaklanmaktadır. Bu tarikatlara göre, erkekler daha üstün bir mevkie sahiptir. Oysa, erkek ve dişi bedenlerine sahip olan ruhlar ne erkek ne de dişidir.
Bazı "kundalini" kitaplarında ise Kundalini enerjisinin Muladhara Çakra merkezinde değil Sahasrara Çakra merkezinde bulunduğu söylenmektedir. Bu gerçeklere dayanmayan spekülasyondur. Bu tür dezenformasyon insanların kafalarını karıştırmak için bilerek yayılmaktadır. Günümüzde bazı negatif güçler insanların spiritüel gelişimini engellemek için her tür gerçekçi olmayan haberler yaymaktadır. Spiritüel gelişimi ciddiye alan insanlar bu tür dezenformasyonlara dikkat etmelidir.
Şivaizm dinine ait olan bazı "kundalini yoga" tarikatları Kundalini enerjisinin Manipura Çakra merkezinde bulunduğuna inanmaktadır. Bu tarikatların müritleri Kundalini enerjisinin kutsal olduğuna ve mundar cinsel sistemle ilişkili olmadığına inanmaktadır. Bu yüzden, onlar Kundalini enerjisinin Manipura Çakra merkezinde olduğunu iddia etmektedir. Buddizm dininin mensupları da Kundalini enerjisinin Manipura Çakra'da bulunduğuna inanmaktadır. Böylece batıl inançlar insanları gerçeklerden uzaklaştırmaktadır.
Ne var ki, bilimsel incelemeler Muladhara Çakra merkezinin sonsuz enerji içerdiğini ve pekçok enerjetik ve ruhi deneyimin bu merkezden kaynaklandığını göstermektedir. Muladhara Çakra merkezinin cinsel bölgede bulunması onu murdar bir merkez yapmaz. Orijinal Yoga Sistemi batıl inançlara değil gerçeklere dayanmaktadır.
Şivaizm dininin tarikatı olan "tantra", önceleri Kundalini enerjisinin Svadhisthana Çakra merkezinde olduğuna inanmaktadır. Sonra insanoğlunun düşüşü nedeniyle Kundalini enerjisi Muladhara Çakra merkezine inmiştir. Bu inanç gerçeklere dayanmamaktadır. İnsan bedeninin ve Çakra sisteminin fizyolojisi Kundalini enerjisinin Muladhara Çakra merkezinde olmasını gerektirmektedir.
Kundalini kaçınılmaz bir şekilde Muladhara Çakra ile bağlantılıdır. Kundalini hayati bir biçimde enerji sistemini destekleyen Muladhara Çakra ve tüm beden kompleksiyle, onların statik zemini olarak ilişkilidir. Bu yüzden, Kundalini beynin gelişmesinde, zihnin aydınlanmasında ve konsantrasyonun güçlenmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır.
Dr. Rele gibi bazı bilim adamları Kundalini'yi sağ vagus siniriyle özdeşleştirmekte veya güneş sinir ağında bulunduğuna inanmaktadır. Bu tür spekülasyonlar gerçeklere dayanmamaktadır. Kundalini ne sinirsel ya da kimyasal enerji, ne de kas gücüdür. Kundalini, bedende işleyen fizyo-kimyasal enerjiyle karıştırılmamalıdır. Fizyo-kimyasal enerji besinlerden alınmaktadır.
Kundalini kelimesi Sanskritçe iki farklı kök sözcüğe göre iki farklı anlam taşımaktadır. Kundala, kök sözcüklerden biridir. Sanskritçe'de Kundala sözcüğü 'dolanmak' demektir. Bu nedenle Kundalini kelimesi 'dolanmış' anlamına gelmektedir. Böylece Kundalini enerjisi Muladhara Çakra'nın merkezine dolanmış şekilde bulunmaktadır. Bu yüzden bazı Yoga metinlerinde Kundalini enerjisine Kundali yani 'spiral' enerji denmektedir.
Kunda ise ikinci kök sözcüktür. Sanskritçe Kunda sözcüğü 'derin yer', 'çukur' yeva 'oyuk' demektir. Bu yüzden Kundalini kelimesi 'derin bir yerde olan' veya 'gizemli' anlamına gelmektedir. Böylece Kundalini enerjisi en alt Çakra merkezinin derinliklerinde yerleşmektedir.
Fiziksel bedende potansiyel bir güç bulunmaktadır. Bu güç teorik, psikolojik ya da transandantal (deneyüstü) değildir. Maddi bedende bulunan bu statik potansiyel güç Kundalini olarak adlandırılmaktadır. Kundalini enerjisi, Yoga sisteminde verilen önemli bilgilerden biridir. Genelde Kundalini gizlidir, yalnızca belirli özel koşullarda açığa çıkmaktadır.
Peki, Kundalini'nin gerçek doğası nedir?
Bedende yaşam enerjisi dinamik ve statik olarak ucaylanmaktadır. Pranik enerji akımları dinamiktir ve Kundalini onların statik desteği veya dayanağıdır.
Prana ile Kundalini'nin ilişkisi nedir?
Bedenin, zihnin ve yaşam enerjisinin bütün faaliyetleri varoluşun dinamik yönüdür ve tüm olgu pranik dinamizm olarak adlandırılmaktadır. Bunlar gözetlenebilir. Bedende çalışan dinamik enerjinin statik zemini vardır. Enerjinin normal işleyişinde Prana'nın statik yönü belirli değil. Fakat enerji ucaylandığı için dinamik biçim statik biçime sahip olmalıdır. Prana'nın statik yönü Kundalini'dir.
Prana ile Kundalini arasında yakın bir ilişki vardır. Bedenin normal işleyişinde bunların arasındaki ilişki görünmezdir. Pranik enerji kendi güçü sayesinde hareket etmekte ve statik Kundalini sessizce onu desteklemektedir. Fakat Kundalini uyandığında pranik enerjiyi etkilemekte ve onun işleyişinin niteliğini değiştirmektedir. Bu durumda Kundalini kısmen dinamik olmaktadır. Kısmen dinamik Kundalini'yi kısmen statik Kundalini desteklemektedir. Yani Muladhara Çakra'da bulunan Kundalini enerjisinin yalnızca bir kısmı ortaya çıkmaktadır.
Doğası itibariyle statik olan Kundalini dinamik hale gelimce dinamik olan pranik enerjiyi statikleştirmektedir. Bu yüzden beden hareketsiz kalmakta, metabolizma oranı düşmekte, beden fonksiyonları yavaşlamakta, duyular pasifleşmekte ve düşünce akımı durmaktadır. Aynı zamanda, dinamik olan pranik enerji statik olan Kundalini'yi dinamikleştirmektedir. Muladhara Çakra'dan çıkan statik Kundalini dinamik Kundali gücüne dönüşmektedir. Kundali gücü Sahasrara Çakra'ya ulaştığında Maha Kundalini enerjisine dönüşmektedir. Kundalini enerjisi Sahasrara Çakra merkezinden yine Muladhara Çakra'ya indiğinde Kula Kundalini haline gelmektedir.
Kundalini parlaktır. Kundalini ışığının üç yönü vardır:
1. Güneş gibi parlak ışık
2. Ay gibi soğuk ışık
3. Ateş gibi yakıcı ışık
Güneş gibi parlak ışık sübtil olguları aydınlatmakta ve onların konsantrasyon sırasında deneyimlenmesini sağlamaktadır. Ay gibi soğuk ışık zihni sakinleştirmekte ve konsantrasyonu derinleştirmektedir. Ateş gibi yakıcı ışık olguları içine almakta ve sürükleyici konsantrasyona neden olmaktadır.
Kundalini enerjisinin dört temel biçimi vardır:
1. Uyumuş
2. Uyanmış
3. Yükselmiş
4. İnmiş
Kundalini enerjisi Muladhara Çakra'da uyumuş şekildedir. Yoga teknikleri sayesinde Kundalini uyanmaktadır. Doğru şekilde uygulanan Yoga teknikleri aracılığıyla Kundalini enerjisi Sahasrara Çakra'ya yükselmektedir. Sonra da kontrollü bir şekilde Muladhara Çakra'ya inmektedir.
Kundalini hakkında bilgiler Veda edebiyatından verilmiştir. Fakat orijinal bilgiler ya anlayış yetersizliğinden ya da bilerek amatör ve sorumsuz kişiler tarafından çaptırılmıştır. Vedik bilgileri anlamak için gerçek Yoga Üstadının rehberliği ve Kundalini konusunda uzmanlık gerekmektedir.
Örneğin , kendini Bhagavan (Tanrı) olarak adlandıran Osho Kundalini enerjisini şu şekilde açıklıyor: "Kundalini yalnızca enerjinizin uyumlu bütünlüğe ulaşmasının teknik tanımıdır." Bu açıklama bir cehalet örneğidir. Tanrı bu kadar cahil midir?!
Diane Stein yazdığı Reiki kitabında Kundalini enerjisini şöyle anlatıyor: "Üç ana kanala Kundalini denir." Gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan şu anlatımdan sonra Diane şunu söyliyor: "Reiki bir Kundalini disiplinidir." Reiki sade bir şifacılık yöntemidir ve Kundalini ile hiçbir ilgisi yok. Diane önce Kundalini konusunda hiçbir bilgisi olmadığını gösteriyor sonra da uyguladığı şifacılık yönteminin "Kundalini disiplini" olduğunu söyliyor. Bu tür abartılı tanıtımlar ciddiye alınmamalıdır. Şifacılık yöntemleri Kundalini enerjisini hiçbir şekilde harekete geçiremez.
Piyasada bulunan bir "kundalini" kitabında Genevieve Lewis Paulson, bedende bir çok Kundalini enerji katmanı bulunduğundan... ve çeşitli nedenlerle Kundalini enerjisinin istemdışı bir şekilde harekete geçmesinden veya kendiliğinden boşalımından söz etmektedir. Bu iddialar gerçeklere dayanmayan mantıksız spekülasyonlardır. Kundalini enerjisinin ne katmanları vardır ne de kendiliğinden harekete geçmektedir. Kundalini enerjisinin kendiliğinden uyanması konusunda spekülasyonlar son zamanlarda çok yaygınlaşmıştır. Bunun nedeni Kundalini enerjisinin gerçekten ne olduğunu bilmeyen amatör kişiler tarafından üretilen varsayımlardır. Pratik tecrübesi olmayan kişiler bedendeki genel enerji akımlarının harekete geçmesini Kundalini enerjisinin yükselmesiyle karıştırıyorlar. Kundalini enerjisinin uyanması ve yükselmesi basit bir olay değildir. Ama basit insanlar bu önemli olayı hafife alıyorlar. Yalnızca Yoga teknikleri doğru şekilde uygulandığında Kundalini uyanmakta ve harekete geçmektedir.
Burada asıl soru şu, Paulson'un ileri sürdüğü bu dezenformasyon nereden kaynaklanmaktadır?
Paulson kitabının sunuşunda bu soruya yanıt vermektedir: "Bu bilgileri duruişiti yöntemiyle irtibat kurduğum bedensiz varlıklardan elde ettim. Kitapta bulunan enformasyonun çoğu, bu varlıklardan gelmektedir."
Peki, bu bedensiz varlıklar kimdir?
Beden öldüğünde ruhi varlık olumsuz eylemler veya büyük bağlılık yüzünden astral düzeyde takılıp kalabilir. Bu durumda ruhi varlık bir süre astral bedende kalmakta ve yeni bir maddi beden alamamaktadır. Bu şekilde astral düzeyde takılıp kalmış bedensiz varlıklar genelde 'hayalet' olarak adlandırılmaktadır. Bu hayaletlerden çoğu olumsuz enerjiyle yüklüdür ve 'kötü ruhlar' diye nitelendirilmektedir. Hayaletler çoğunlukla insanlarla irtibat kurmaya çalışmaktadır. Kendilerinin fiziksel bedeni olmadığı ve maddi zevkleri yaşamak için maddi bedeni olan birine ihtiyaçları vardır. Bu nedenle, hayaletler onları görebilen veya duyabilen birini aramaktadır. Ve böyle bir kişiyi bulunca onun ne olursa olsun dikkatini çekmeye çalışmaktadır. Dikkat çekmek için hayaletler kendilerinin melek, uzaylı, peygamber ve hatta Tanrı olduklarını söylemektedir. Takıldıkları insanın eğitimine ve inançlarına göre bir hikaye uydurmaktadır. Bu insanı, hikayelerine inandırdıktan sonra karmaşa dolu enformasyon aktarmaktadır.
Burada özellikle 'bilgi' kelimesini değil 'enformasyon' sözcüğünü kullanıyoruz. Çünkü hayalet tarafından aktarılan enformasyon gerçekçi olmayan kavramlar, mantıkdışı spekülasyonlar, abes varsayımlar, anlamsız teoriler ve hiçbir dayanağı olmayan sadece zihin bulandırıcı öğretiler içermektedir. Tüm bunları 'dezenformasyon' kelimesi ile ifade edebiliriz. Bunlara kasten 'yanlış bilgi' demiyoruz. Çünkü 'yanlış bilgi' ibaresi felsefi bakış açısından pürüzlü bir ifadedir. Ya gerçekleri yansıtan bilgi var ya da gerçeklere dayanmayan yanlış enformasyon veya dezenformasyon var. Gerçek bilgi hiçbir zaman yanlış olamaz. Bilgi bilgidir, yanlış enformasyon ise dezenformasyondur.
Hayaletler takıldığı insanlarla dalga geçerek her türlü dezenformasyonu gerçek bilgi olarak sunmaktadır. Onların amacı eğitim değil, ilgisini çekmek istedikleri insanın kafasını karıştırmaktır. Bazı negatif enerjiyle yüklü kötü ruhlar bilerekten dezenformasyon yaymaktadır. Onların amacı insanları gerçeklerden uzaklaştırmak ve evrim sürecini engellemektir. Kötü ruhlar basit hayaletlerden daha kurnazdır ve aktardıkları dezenformasyonun ne kadar zararlı olduğu sıradan bir insan tarafından farkedilemez. Sıradan insan tecrübesi olmadığı için kiminle konuştuğunu ayırt edemez ve bedensiz varlıklar tarafından verilen dezenformasyona körü körüne inanır.
Günümüzde yaygın olan 'channeling' (kanal bilgisi) veya medyumik aktarım olaylarının %99 bu tür hayaletler tarafından gerçekleştirilmektedir. Paulson'un kitabı bu olgunun kesin bir kanıtıdır. Örneğin, kitapta Kundalini enerjisinin yanlış yönde akarak kuyruksokumundan aşağıya doğru yönlendiği söylenmektedir. Bu bir dezenformasyondur, çünkü söylenenler Kundalini enerjisinin doğasına aykırıdır. Kundalini enerjisi yüksek titreşime sahiptir ve uyandığında yükselmeye meyillidir, bu enerji hiçbir zaman kuyruksokumundan aşağıya doğru inmez. Ama Kundalini enerjisinin bulunduğu Muladhara Çakra merkezinin enerjisi aşagıya doğru akmaktadır. Deneyimsiz kişiler bu iki enerjiyi karıştırmaktadır. Böylece yanlışlarla doğrular karıştırılarak bedensiz varlıklar tarafından insanlara sunulmaktadır. Ayırt etme yeteneğine sahip olmayan kişiler bu tür dezenformasyona inanmaktadır.
Başka bir örnek: Hayaletin Paulson'a aktardığı enformasyon, insanın "yedinci gözü" ve "yedi kalp çakra'sı" olduğuna dair dezenformasyon da içermektedir. Bu bir şaka gibi. Aslında hayalet Paulson'la sadece dalga geçiyor. Eğer birileri size, "Elinizde yedi parmak var" derse, sadece gülüp geçeksiniz çünkü elinize bakınca orada beş parmağın olduğunu görürsünüz. Ama eğer biri size göğsünüzde "yedi kalp çakra'sı" var derse, "Belki de var", dersiniz çünkü onları görmiyorsunuz. Fakat bir yazar bu tür şeyleri körü körüne kabul etmemelidir. Eğer Paulson'un durugörü yeteneği gelişmiş olsaydı, göğüste "yedi kalp çakra'sının" mevcut olmadığını görürdü ve bu dezenformasyonu kitabında bulundurmazdı. Bu sadece birkaç örnek, oysa kitap yanlış enformasyonla dolup taşmaktadır.
Eski Tantra metinlerinde Kundalini 'temel enerji' olarak varsayılır. Bu yüzden, günümüzdeki bazı "kundalini" kitaplarında, Yoga'da Prana olarak adlandırılan enerji Tantra'da Kundalini olarak adlandırılır, denmektedir. Yani Prana ile Kundalini enerjilerinin aynı enerji olduğu iddia edilmektedir. Bu yanlış kavramdır. Bu abartılı yaklaşım, bazı tantrizm tarikatlarının Kundalini enerjisini temsil eden tanrıça Şakti'ye Yüce Tanrı olarak tapınmasından kaynaklanmaktadır. Aslında, Prana olarak adlandırılan enerji temel maddi enerjidir, Kundalini ise bu temel enerjinin sadece bir ürünüdür.
Günümüzdeki bazı "kundalini" kitaplarında, çağdaş psikoloji biliminin terimlerini kullanarak Kundalini enerjisine insandaki bilinçaltı denilir. Bu yanlış iddiadır. Kundalini enerjisi şüphesiz ki, bilinçaltını etkilemektedir ama Kundalini enerjisi bilinçaltı değildir.
Peki bilinçaltı nedir?
Yoga ilmine göre, bilinçaltı kişiliğin zihne yansımayan ve gizli kalan kısmıdır. Beyin mekanizmasında belirli ayarlama olmadan bilinçaltı sıradan insanın bilinçli çabalarına rağmen ulaşılmaz kalır. Bilinçaltı devasa potansiyele sahiptir. Bunu modern psikoloji de kabul etmektedir. Günlük yaşamda kullandığımız uyanık bilinç aysbergin sadece görünen kısmıdır. Fakat su altında kalan kısım çok daha büyüktür. Bu sualtı kısım beynin işleyişinde kesinlikle yer almaktadır. Aksi takdirde bu gizli kısım rüyaların, istem dışı hareketlerin, ilhamın, hipnozun, kişilik bölünmesinin, davranış komplekslerinin ve deliliğin nedeni olamazdı. Modern bilim beyin ile zihin arasındaki ilişkinin doğasını bilmemektedir. Çünkü bu ilişki sübtil mekanizmalara dayanmaktadır. Yoga ilmi bu mekanizmalara ışık tutmaktadır. Bilinçin su altında kalan görünmeyen devasa kısmına ulaşmak için doğa tek bir araç vermiştir. Bu araça Kundalini denir.
Kundalini bireysel zihin ile Kozmik Zihin arasında bağlantı sağlamaktadır. Bu bağlantı sayesinde bilinç yükselmekte ve farkındalık artmaktadır. Birey bilinçaltı ve bilinçüstü düzeylere ulaşmaktadır.
Hinduizm dininin inançlarına göre, tanrıça Kali, Kundalini enerjisini temsil etmektedir ve bu tanrıçaya ibadet ederek insan Kundalini enerjisini uyandırabilir. Şivaizm (tanrı Şiva'ya tapınma) dininde, Kundalini enerjisi Şiva-lingam olarak adlandırılan 'Şiva'nın penisine' sarılmış yılan şeklinde gösterilmektedir. Şivaizm dininde, tanrı Şiva'yı temsil eden penise ve tanrıca Kali'yi temsil eden vajinaya bir arada tapınma törenleri çok yaygındır. Bu dini tarikatlar penis ile vajinaya ibadet ederek Kundalini enerjisinin uyanacağına inanmaktadır.
Şivaizm dinine ait olan "tantra" tarikatına göre, Kundalini zaman ve mekanın ötesinde olan ve uyanmış halde spiritüel veya ruhsal potansiyeli temsil eden enerjidir. Bu, mantıksız inançlara dayanan yanlış varsayımdır. İnsan bedeninde zaman ve mekanın ötesinde olan, ruhsal potansiyeli temsil eden ve spiritüel enerjinin kaynağı olan tek bir şey var, o da ruhtur. Maddi bedende ruhun dışında ruhsal potansiyelin başka hiçbir kaynağı yoktur. Kundalini zaman ve mekan sınırlarının içinde bulunan maddi bir enerjidir.
Bazı kişiler uydurma yöntemler kullanarak "kundalini yoga" olarak adlandırılan sözde "yoga" türü sunmaktadır. Bu uydurma yöntemlerin uygulanması zararlıdır. Bazı "kundalini yoga" kitaplarında önce Asana, Pranayama ve Pratyahara yapılması önerilir. Bu kişiler önce "kundalini yoganın" farklı bir Yoga türü olduğunu iddia ediyorlar, sonra da Orijinal Yoga Sisteminin başlangıç basamaklarındaki teknikleri uygulamadan "kundalini yoga" uygulanmasını tavsiye etmiyorlar. Böyle çelişkili ifadeler bu tür sözde "yoga" ekollerinin ne kadar yanlış ve kafa karıştırıcı olduğunun kanıtıdır.
Kundalini enerjisinin uyanıp yükselerek bilinç ile birleşmesinin en büyük faydalarından biri, bireyin evrenle ilgili farkındalığının gelişmesidir. Bu olgu bireyi, bencil ve dar görüşlü hayat tarzından kurtarmaktadır. Birey arınarak hayatı zorlaştıran koşullardan uzaklaşmakta ve doğal yaşamı tercih etmektedir. Manevi yönden yaşamını zenginleştirerek, sosyal statülerden bağımsız olmaktadır. Böylece insan hep almaktan ziyade, vermeyi ve paylaşmayı tercih etmektedir. İnsanoğlunun özgürlüğü spiritüel ve kozmik farkındalık sayesinde mümkündür. Varoluşun kozmik bakış açısından idrak edilmesi sonucunda, insan artık doğayı kirletmeyecek ve yıkıcı eylemlerde bulunmayacaktır.
Kırmızımsı turuncu renkli Kundalini enerjisi Suşumna kanalından geçerek Sahasrara Çakra merkezine yükseldiğinde gümüşi sarı renge boyanmakta ve enerji alanının titreşimini artırmaktadır. (Resim 135)
Kundalini uzun süre sır olarak kaldı, çünkü o anlaşılmaz, sadece deneyimlenebilir. Spiritüel evrimleşme süreci nesneleştirilemez ve evrimleşen özneden ayrılamaz. İnsan dili özneler ve nesnelerden oluştuğu için Kundalini'nin tanımları çarpıtılmaktadır. Yalnızca Kundalini konusunda derin teorik bilgiye ve Orijinal Yoga Sistemine dayanan tekniklerin doğru uygulanması sayesinde pratik tecrübeye sahip olan kişi Kundalini'yi çarpıtmadan anlatabilir.
Orijinal Yoga Sistemi uygulayana zarar vermeyen ruhi gelişme yöntemidir. Öyle ki, doğru bir şekilde uygulandığında insanı dehşete düşürmeden spiritüel özgürleşme sürecine hazırlıyor ve bu süreçte ona yol gösteriyor. Yoga bireyde doğuştan varolan evrimsel Kundalini gücünü uyandırır.
Kundalini insanın okulda öğrenebileceği bir konu değildir, çünkü Kundalini kitap bilgisi değildir. Kundalini doğrudan doğruya deneyimli bir Yoga Üstadından alınması gereken canlı bir bilgeliktir. Eğer birey hiçbir felaket yaşamadan Kundalini enerjisini uyandırmayı umuyorsa iyi bir rehber kesinlikle gereklidir. Amatör bir öğretmen hiç rehber olmamasından çok daha kötüdür. Yoga metinlerine göre, gerçek Yoga Üstadı "elmas kadar sert ve balmumu kadar yumuşaktır." Ancak ego bağlarının üzümleri tümüyle ezilip suyu çıkarıldıktan sonra spiritüel bilgeliğin olgun şarabı tadılabilir.
Tantra sözcüğü Sanskritçe 'yöntem' demektir. Daha geniş felsefi anlamda Tantra kelimesi iki sözcüğe bölünebilir: Tan ve Tra. Tan sözcüğü 'genişletmek' anlamına gelen Tanoti kelimesinin köküdür. Tra sözcüğü ise 'özgürleştirmek' anlamına gelen Trayate kelimesinin köküdür. Böylece Tantra sözcüğü fazla seçenek sunarak özgürleştiren yöntem anlamına gelmektedir.
Veda edebiyatında ete, uyuşturucuya, alkole ve kadınlara düşkün olan cahil kişilere Tantra uygulamak önerilir. Bu tür insanlar için 64 Tantra kitabı mevcuttur. Maddi zevklere düşkün, iradesi zayıf, zekası gelişmemiş ve bu nedenlerle de Yoga uygulayamayan kişilere Tantra yöntemi tavsiye edilmektedir.
Tantra ete, uyuşturucuya, alkole ve kadınlara düşkün olan kişileri bu kötü alışkanlıklardan kurtarmak için kullanılan kadim bir yöntemdir. Bazi kişiler Tantra sözcüğüne Yoga kelimesi ekleyerek bir "tantra yoga" dalının mevcut olduğunu söyler. Bu yanlış bir spekülasyondur.

Yoga sisteminin Tantra ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu kişiler "tantra yogayı" utanmadan "seks yogası" da olarak adlandırmakta ve bu konuda kitaplar bile yazmaktadır. Bu cahil kişiler bu kitaplarda Yoga adı altında insanlara bir ritüel şeklinde grup seks yapmayı da önermektedir. Bütün bunların Yoga sistemiyle hiçbir ilgisi yoktur.
Tantra, Şivaizm dininin en çok bilinen tarikatıdır. Tantra bir dini tarikattır ve bütün dinlerde olduğu gibi Tantra da Yoga çalışmaları içermektedir. Bazen "tantra yoga" kelimesi kullanılmaktadır ama Tantra yöntemi Yoga çalışmaları içerse bile Orijinal Yoga Sisteminden çok uzaktır, çünkü Tantra eninde sonunda bir dindir ve tanrı Şiva'ya tapınma yöntemidir.
Tantra dininin Vama Marga ve Dakşina Marga olarak bilinen iki kolu vardır. Vama Marga, uyuyan enerjiyi uyandırmak için cinsel çiftleşme törenleri düzenleyen sol yol tarikatıdır. Dakşina Marga ise cinsel çiftleşme törenleri uygulamayan sağ yol tarikatıdır.
Günümüzde en çok ilgi çeken ve genelde "tantra" olarak bilinen Vama Marga tarikatıdır, çünkü günümüzün insanı cinselliğe çok düşkündür. Bazı kişiler Vama Marga tarikatının uygulamalarını "seks yogası" olarak adlandırmaktadır, oysa aslında bu uygulamalarının gerçek Yoga sistemiyle hiçbir ilgisi yoktur. Yoga sisteminden bir şeyleri alıp kendi kafasına göre uygulamak Yoga yapmak demek değildir.
Vama Marga tarikatı "cinselliği ruhsal gelişme" için kullandığını iddia etmektedir. Bu na kadar doğrudur? Bu tarikata göre, cinsellik yoluyla yaşanan orgazm Samadhi halinin bir yansımasıdır. Orgazm olarak insan Samadhi halini kısmen yaşamaktadır. Bu yüzden, bu tarikatın aşramlarında müritler gün içinde defalarca çiftleşmekte ve orgazm olmaktadır. Bu kişiler sürekli orgazm olarak Samadhi haline yaklaştıklarına inanmaktadır. Doğal olarak bir süre sonra bu kişiler kendilerini tamamen tüketmekte ve bir yerde yığılıp kalmaktadır. Bunun da meditasyon olduğuna inanılmaktadır.
Vama Marga tarikatının ikinci inancına göre, kadınla erkek arasındaki cinsel çiftleşme aracılığıyla Kundalini enerjisi uyandırılabilir. Bu amaca ulaşmak için tarikatın aşramında yaşayan çiftler sürekli partnerlerini değiştirerek çiftleşmektedir. Ara sıra törensel toplu çiftleşme programları da düzenlenmektedir. Bu çiftleşmeler her gün defalarca törenler şeklinde tarikatın lideri yönetiminde gerçekleşmektedir. Bu törensel çiftleşmelerin Kundalini enerjisini uyandırdığına inanılmaktadır. Gerçek şu ki, cinsel beraberlik Muladhara ve Svadhisthana (birinci ve ikinci) enerji merkezlerini aktifleştirse bile Kundalini enerjisini uyandıramaz.
Günümüzde "tantra" tarikatlarının çok kötü bir ünü vardır, çünkü bu tarikatların liderleri geliştirdikleri yetenekleri bayağı amaçlar için kötüye kullamakta, insanların beynini yıkamakta ve istismar etmektedir.
Piyasada bulunan bir "kundalini tantra" kitabında, Hinduizm dininin bir parçası olan, Şivaizm (tanrı Şiva'ya tapınma) tarikatının lideri şunu yazmaktadır: "Kundalini yoga tantra geleneğinin bir parçasıdır". Bu iddia, bilgi yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.
Yoga teknikleri ne Tantra yönteminden kaynaklanmakta, ne de bir parçası olmaktadır. Sözü edilen "tantra geleneği", aslında tanrı Şiva'ya tapınma sırasında icra edilen dinsel törenlerdir. Bu dini tarikat, birçok başka dinler gibi Yoga tekniklerini kullanmakta ve Orijinal Yoga Sisteminden Kundalini bilgilerini alıp bu enerjiye törensel bir şekilde tapınmaktadır.
Kundalini enerjisine tapınma törenleri, "şaktizm" olarak adlandırılan bir dini tarikatın uyguladığı ayinlerdir. "Şaktizm" (tanrıça Şakti'ye tapınma tarikatı), Şivaizm tarikatının bir koludur. Bu dini tarikatlarda, Kundalini enerjisine tapınma törenleri icra edilmekte ve bunlara "kundalini yoga" denmektedir. Sonra da, "kundalini yoga'nın" tantra geleneğinin bir parçası olduğu iddia edilmektedir.
Bu kısa açıklamalar, Şivaizm dini tarikat liderinin gerçekleri ne kadar çarpıttığını çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu tür çarpıtmalar bazen bilerek, bazen ise bilmeden yapılmaktadır. Genelde dini tarikat üyelere belirli bir beyin yıkama işlemine uğramakta, çarpıtılmış enformasyona ve gerçeklere dayanmayan inançlara sahip olmaktadır.
Gerçek şu ki, Tantra yöntemi hem felsefi, hem de tekniki açıdan Orijinal Yoga Sisteminden yararlanmıştır. Ama Yoga'nın "tantra geleneğinin bir parçası" olduğu konusunda iddia gerçeklere dayanmayan ve zihinleri bulandıran bir spekülasyondur.
Başka bir "tantra" kitabında, kendini Bhagavan (yani Tanrı), ya da Osho olarak adlandıran kişi şunu söylemektedir: "Cinsellik temel enerjidir� Yoga'ya göre, bu enerjiyle mücadele et� Tantra'ya göre, onu kullan, onu dönüştür!" Bu iddia, baştan sona hatalı bir görüştür.
Her şeyden önce, "cinsellik temel enerji" değildir. Temel enerji Prana olarak adlandırılmaktadır. Cinsellik ise bu temel enerjinin sadece bir ürünüdür. Cinsel enerji, fiziksel bedende bulunan ve Svadhisthana Çakra merkezinden kaynaklanan bir enerji türüdür. Cinsel enerjiye aşırı bir önem vererek, abartılı bir şekilde "temel enerji" olarak adlandırmak dünyevilik belirtisidir.
İkinci olarak, Orijinal Yoga Sistemi, cinsel enerjiyle mücadele et demiyor; cinsel enerjiyi doğru yönde kullanarak, onu evrim etme aracına dönüştür diyor. Ve bunun için belirli teknikler bile sunuyor. Cinsel enerjiyi doğru yönde kullanarak dönüştürme prensibini ve tekniklerini Tantra yöntemi Yoga sisteminden almıştır. Şimdi de, birinin "Yoga'ya göre, bu enerjiyle mücadele et� Tantra'ya göre, onu kullan, onu dönüştür", demesi, bu kişinin hem Yoga, hem de Tantra konusunda yanlış enformasyona sahip olmasını göstermektedir.
Daha sonra, Osho şunu söyliyor: "Yoga felsefe değildir... Yoga farkındalıkla bastırmadır." Yalnızca Orijinal Yoga Sisteminin ne olduğunu bilmeyen kişi bu tür iddiada bulunabilir.
Yoga hem derin felsefeye, hem de detaylı çok çeşitli tekniklere dayanmaktadır. Yoga, hem felsefe hem de tekniktir. Yoga teknikleri aracılığıyla farkındalık gelişmekte ve olumsuz istek ve zararlı alışkanlıkları bastırmak gerekmemektedir. Çünkü birey pozitif enerjiyle dolunca negatifler kendiliğinden kaybolmaktadır.
Bundan başka, Osho şunu söyliyor: "Yoga'da ötesine geçmek, bir ölümdür. Gerçek varlığınızın doğması için ölmek zorundasınız... Doğal benliğinizi � bedeninizi, içgüdülerinizi, arzularınızı, her şeyi � öldürmeniz gerekir." Bu tür gerçeklere dayanmayan iddiada bulunan kişi, Yoga sisteminin birinci prensibinin Ahimsa, yani şiddetsizlik olduğunu bile bilmemektedir. Abeceyi bilmeyen kişiden yüksek lisanstan bir şey anlaması beklenemez.
Orijinal Yoga Sistemi şiddetsizliğe dayanmaktadır. Yoga sisteminde kavgaya, çatışmaya, karşıtlığa, mücadeleye, şiddete ve öldürmeye yer yoktur. İnsanoğlu iki enerjinin birleşmesidir. Maddi bedenin ve spiritüel ruhun. Bu yüzden iki benliğe sahiptir: fiziksel bedenle ilişkili maddi benlik ve spiritüel ruhla ilişkili ruhi benlik. Ruhi benliğin ortaya çıkması için maddi benliği öldürmek tavsiye edilmiyor; bu zaten olanaksız bir şeydir.
Tırtıl kelebeğe dönüştügünde ne tırtıl ölmekte, ne de kelebek tırtılı öldürmektedir. Bu, doğal dönüşüm sürecidir. Tıpkı bunun gibi, Yoga sistemi aracılığıyla maddi benliğin doğal bir evrimi sayesinde ruhi benlik ortaya çıkmaktadır. Kimse kimseyi öldürmüyor ve "ölmek zorunda" değilsiniz. Bu iddianın ne kadar mantıksız olduğunu anlamak için sadece bu gerçek üzerinde düşünün: Bir gün maddi bedenin ölümüyle maddi benlik zaten yok olacaktır.
Orijinal Yoga Sistemine göre, insan kendini olduğu gibi kabul etmelidir. İnsan, önce tüm olumlu ve olumsuz eğilimlerini görmeli ve farkına varmalıdır. Sonra, Yoga uygulayarak olumlu egilimlerini geliştirmeli ve pozitif enerjiyle dolmalıdır. Bu arada, olumsuz eğilimler, negatif enerji ve kötü alışkanlıklar kendiliğinden eriyip gidecektir. Yoga, bu olumsuz eğilimlerle savaş, onları öldür demiyor. Onlar, Yoga yolunda kendiliğinden kaybolmaktadır.
Yoga inkar değildir; Yoga kabullenmedir. İnsan bu geçici maddi bedende edebi ruhun olduğunu algılamaktadır. Sonra da, bireysel ruh Evrensel Ruhla bağlantı kurmakta ve Onunla birleşmektedir. O zaman, maddi ego kendiliğinden kaybolmaktadır.
Yoga yolunda insan kendini kaybederek, Tanrı olduğunu iddia etmez. Oysa, Tantra'nın Yoga'dan üstün olduğunu savunan Osho'nun egosu o kadar şişmiş ki, kendisinin Tanrı olduğunu iddia etmektedir. Bu tür egoizm, bir hastalıktır ve kişisel çöküşün belirtisidir.
Yoga yolunda cinsellik ve öfke bastırılmamaktadır. Tam tersi, Yoga teknikleri sayesinde cinsellik evrensel sevgiye, öfke ise sevecenliğe dönüşmektedir. Hırs ilhama, nefret ise şefkata dönüşmektedir. Yoga farkındalığa, duyarlı kavrayışa ve teslimiyete dayanmaktadır.
Orijinal Yoga Sistemi sayesinde birey olumsuz eğilimlerin farkına varmakta ve onlardan bağımsızlaşmaktadır. Olumsuz eğilimler, kurumuş yaprakların ağaçtan dökülmesi gibi düşüp gitmektedir. Bir bastırma, bir mücadele veya bir savaş söz konusu değildir.
Yoga, olumsuz enerjileri bastırma yolu değildir, doğal olarak ötesine geçme yoludur. Birey, derin bir duyarlılık sayesinde maddi sınırın ötesine geçmekte ve olumsuz isteklerin etkisini yitirip eridiği bir noktaya varmaktadır.
Yoga insan doğasının pratik bir şekilde anlayışı için mükemmel ve tam bir sistemdir. Yoga insanoğlunun evrimi için hem teorik hem de pratik yaklaşımı sunar. Yoga teknikleri uygulanınca insanın edindiği kişisel deneyimler Yoga felsefesini onaylamakta ve böylece birey daha hüksek bilgiye ulaşmaktadır. Bu nedenle Yoga yaşayan bir felsefedir.
Yoga gerçeği veremeyen, yanıtlanmamış sorular bırakan sonsuz zihinsel spekülasyonlar sistemi değildir. Yoga aynı zamanda çok etkili pratik bir yöntemdir. Yoga sayesinde insan kendini tümüyle kavramakta ve birliğe, mutlak bilgiye, nihai özgürlüğe ve ergiye ulaşmaktadır. Tantra Hinduizm dininin bir tarikatı olarak Yoga sisteminin hem felsefesinden hem de tekniklerinden yararlanmıştır.
Yoga sisteminin insanlığın evrimine en büyük katkısı sadece zihni tanımlama değil, fakat zihni deneyimlemek ve Kundalini enerjisinin uyanışıyla onu aşmak için etkili teknikleri sunma yetisidir.
Karma kelimesi Sanskritçe Kri kökünden gelmektedir. Kri sözcüğü 'faaliyet' demektir. Böylece Karma kelimesi 'faaliyet', 'eylem', 'hareket', 'edim' veya 'aksiyon' anlamına gelmektedir. Karma kelimesinin ad olarak tam şekilde söyleyişi Karman sözcüğüdür.
Daha geniş felsefi bakış açısından Karma sözcüğü 'etkiyi izleyen tepki' anlamında kullanılmaktadır. Veda edebiyatında Karma kelimesi 'evrensel eylem yasasını' ifade etmek için kullanılan bir sözcüktür. Evrensel eylem yasası kısaca bu şekilde açıklanabilir, insanın her eylemi bir etki yaratmakta ve bu etkinin ardından bir tepki gelmektedir.
Evrensel eylem yasası çok iyi bilinen 'ne ekersin, onu biçersin' sözüyle ifade edilmektedir. İnsan ne verirse, onu geri alır. Karma yasası 'almak için ver' prensibini de içermektedir.
Karma yasası bumerang'ın işleyişine benzemektedir. İnsanın dışarıya fırlattığı her şey, ona geri dönmektedir. 'Benzer benzeri çeker' prensibi de buraya aittir. İnsanın ürettiği negetif eylemler negatif sonuçlar doğurur, pozitif eylemler ise pozitif neticeler getirir.
Karma evrenin nihai yasası ve doğada var olan tüm diğer kanunların temelidir. Karma, varoluşun fiziksel, zihinsel ve enerjisel düzeylerinde sonucu nedene göre ayarlayan yanılmaz bir yasadır. Her sonuç nedenine adilce ayarlanmaktadır. Karma fiziksel boyutta bozulmuş dengeyi, ahlaki boyutta ise bozulmuş uyumu onarmaktadır.
Böylece, Karma yasası evrensel olarak ve tarafsızca, hem doğada hem de insan ilişkilerinde çalışır. Evren denge ve uyum olmadan var olamaz ve evrenin büyük döngüsel düzeninde Karma yasası evrensel denge ve uyumu sağlamaktadır.
Karma yasası hem egzoterik (açık) hem de ezoterik (gizli) düzeylerde gerçekleşmektedir. Egzoterik düzeyde aksiyon ve reaksiyon daima eş ve karşıttır; Karma nedensellik yasası veya neden ve sonucun dengesi olarak ortaya çıkmaktadır. Ezoterik düzeyde ise insanın yaptıklarının karşılığını almasını sağlayan ahlaki adalet yasası olarak işlemektedir.
Yoga yolunda insan Karma yasasını idrak etmekte, uygun şekilde davranmakta ve evrensel yaşamın uyumunu bozmamaktadır. Böylece bireysel yaşamında edimleri, evrensel düzeni bozmadığı için denge ve uyum içinde yaşamaktadır. Birey pozitif eylemleri sayesinde pozitif potansiyelini artırmakta ve evrensel güçlerden yararlanmaktadır.
Sıradan bir insan ise doğanın uyumunu sağlayan yasaya karşı geldiği için kozmik dengeyi onarmaya çalışan yasa tarafından ezilmektedir. Karma yasası çiğnendiğinde, birey kaderin bağlayıcı ve acı verici olduğunu deneyimlemektedir. Bireyin yaşamı olumsuz eylemlerinin harekete geçirdiği sonuclar tarafından karmakarışık olmaktadır.
Karma yasası hem evrensel hem de bireysel seviyede fiziksel alanda olduğu kadar, ahlaki alanda da uyumun ayarlanma ve dengenin onarılma prensibidir. Bu yasa bireysel ve toplumsal eylemlerin hak edilen sonuçlarını geri verir. Her sonuç nedenine adilce ayarlanmakta ve bozukluklar oluşunca evrensel uyum yeniden sağlanmaktadır.
Tüm düşünceler, duygular ve edimler kaçınılmaz sonuçlara neden olmaktadır. Bazı inançlara göre, her şey önceden düzenlenmiş ve insanın kaderi doğuştan belirlenmiştir; "alın yazısı asla silinemez." Bu, kaderçilik doktrinidir. Bu doktrin gerçekleri tam şekilde yansıtmasa da, belirli gerçeklere dayanmaktadır.
Her şeyden önce, kimse önceden bizim kaderimizi belirlememiştir. İnsan kendi eylemleriyle kaderini belirlemektedir. Önceki hayatlarda yaptıklarımız bu yaşamda karşımıza çıkmaktadır. Eğer insan bu yaşamda kaderini veya Karma'sını değiştirmek için çabalamazsa, o zaman gerçekten de "alın yazısını silemez." Fakat Yoga yolunda insan karmik etki-tepkilerin farkına varmakta ve Yoga tekniklerinin aracılığıyla edimlerini pozitifleştirerek kaderini olumlu bir şekilde değiştirebilmektedir.
Karma yasasının ilkeleri evrenseldir. Karma yasasını anlamak için belirli bir dinsel inançlara ya da dogmalara bağlı olmak gerekmez. Tam tersi, insan tüm batıl inançlardan arınmadan Karma yasasını idrak edemez.
Karma gerçeği bazı kişileri eyleme geçmekten alıkoyabilir, çünkü yapılan hatalara karşı verilen tepkiler altından kalkılamayacak ağır olabilir. Öteki yandan yaşamak ve tekamül etmek için insanın eylemlerde bulunması şarttır. Hata yapmadan kimse öğrenemez. Gereken eylemlerden kaçınmak başka tür problemler doğurabilir.
Bazı kişiler eylemlerin tepkilerinden kurtulmak için eylemsizliği tercih etmektedir. Ama bu tutum insanı Karma yasasından kurtaramaz, çünkü insan nefes alıp verirken bile Karma üretmektedir. Eylemlerin doğurduğu etkilerden kurtulmak için insan Akarma tarzda eylemlerde bulunmalıdır.
Akarma kelimesi Sanskritçe 'eylemsizlik' demektir. Fakat daha geniş felsefi bakış açısından Akarma sözcüğü 'tepki üretmeyen eylem' anlamında kullanılmaktadır. Eylemlerin Akarma düzeyine ulaşması için insan Yoga uygulamalıdır. Yoga sayesinde insan sezgilerini geliştirmekte ve nerede eyleme geçmesi, nerede ise geçmemesi gerektiği hususunda uzmanlaşmaktadır. Birey içini pozitif enerjiyle ve çevresini sevgiyle doldurarak, eylemleri konusunda şüphelerini gidermekte, düşüncelerine netlik kazandırmakta ve eylemleri olumsuz etkileyen gerilimden kurtulmaktadır.
Karma yükünden kurtulmak için birey Yoga yolunda eylemlerini beklentisiz ve eylemlerin getirdiği meyvelere bağlanmadan icra etmelidir. Bu iki prensibe göre hareket etmek hiç de kolay değildir. İnsan her zaman yaptığı işinden bir şeyler bekler. Aksi takdirde, neden hareket etsin ki? Beklediği sonuçları aldığında da onlara bağlanmaktadır. Böylece birey yaptığı eylemlerin sonuçlarına katlanmak zorundadır. Genelde insanlar dünyavi zevkler için hareket eder ama çoğu zaman ıstırapla karşılaşır, çünkü eylemlerin sonuçlarını her zaman kestirmek kolay değildir. İnsan olumlu bir eylem sonuçu zevk alabilir ama sonuçlara bağlanırsa bir gün onları kaybedince ıstırap çekebilir. Veya insan olumsuz eylemleri neticesinde neşelenebilir ama acı verici tepkiler kaçınılmazdır. Bu etki-tepki zincirinden kurtulmak için birey eylemlerini beklentisiz icra etmeli ve onların meyvelerine bağlanmamalıdır.
Yoga teknikleri doğru ve düzenli bir şekilde uygulanırsa, birey karmik tepkilerden kurtulabilir. Bu, kavrulmuş bir tohumun filizlenmemesine benzemektedir. Birey Yoga ateşi aracılığıyla karmik tohumları kavurmakta, onların filizlenmesini engellemekte ve böylece karmik tepkilerden kurtulmaktadır.
Karmik tepkilerden kurtulmak için birey yaptığı işin meyvelerinden vaz geçmelidir. Yoga yolunda bu tutum doğal olarak gelişmektedir. Birey geçici beden değil, ebedi ruh olduğunu idrak edince eylemlerin sonuçlarına bağlanmamaktadır. Eylemlerinin sonuçlarına bağlı olmayan insan bu eylemlerin karmik tepkilerinden de azattır. Karma'dan kurtulmak için bu tutum geliştirilmelidir.
Genelde insanlar güzel şeyleri iyi Karma, tatsız şeyleri ise kötü Karma olarak sınıflandırırlar. Aslında ise Karma, ne iyi, ne de kötüdür. Karma yüzünden yaşanan ıstırap ve acılar insanın tekamülü için gerekli olabilir. Genelde insan acı çekince düşünmekte ve edimlerini geliştirerek büyümektedir. Eğer insan devamlı olarak neşe içinde olursa, çabalamaz.
"İyi karma" iyi şeylerin olduğu bir durumu anlatmak için kullanılır. Fakat "iyi karma" arzulayan insan bazen kendini zor şartların içine sokmaktadır. "İyi karma" her zaman uygun olmayabilir. İyi şeyleri elde edebilmek için iyi şeyler yapan insan, bazen acı çekmektedir. Böylece "iyi karma" ve "kötü karma" kavramları görelidir. Sizin için iyi olan bir şey başkası için kötü veya nötr olabilir.
Karma yasası evrende iki işlevin gerçekleşmesini sağlamaktadır:
1. Adalet
2. Eğitim
Karma yasası hem de evrensel adalet kanunu olarak adlandırılmaktadır. İnsan yaptığı tüm olumlu eylemlerinin karşılığını almakta ve bütün omulsuz edimlerinin bedelini ödemektedir. Birey hükümetin koyduğu yasaları çiğniyip cezadan kaçabilir ama yaptığı olumsuz eylemlerin karmik sonuçlarından kurtulamaz. Şöyle ya da böyle yaptıklarının bedelini ödeyecektir.
Karma yasası insanı eğitmektedir. Birey acı çekerek bu acıların nedenini sorgulamakta ve hareketlerini düzeltmektedir. Karmik tepkiler insanların evrensel kanunları anlamalarına ve bu kanunların işleme makanizmasını idrak etmeye yardımcı olurlar. Ayrıca, insan bu kanunların çerçevesi içinde nasıl davranmayı öğrenmektedir.
Karma yasasını idrak etmek ve bu yasaya göre davranmak, insanı eski karmik tepkiler yükünden ve olumsuz Karma üretmekten kurtarmaktadır. Egosuna düşkün olan insan kesinlikle daha fazla Karma üretecektir. Karma yükünden kurtulmak için ego denetim altına alınmalı ve bağımsızlık tutumu sergilenmelidir. Ancak bu, sorumsuz olmak ve hayattan eli-eteği çekmek değildir. Aslında, eylemlerinin meyvelerine bağlanmayan insan daha sorumlu davranmaktadır.
"Göze göz, dişe diş" prensibi Karma yükünün artmasına neden olmaktadır. Aydınlanma, affetme ve sevgi olumsuz karmik enerjilerden kurtulmayı sağlamaktadır. İnsan düşüncelerini, duygularını ve eylemlerini analiz ederek, karmik tepkilerin nasıl oluştuğunu kavrayarak ve edimlerini geliştirerek karmik yükten dolayı oluşmuş olan negatif enerjiden kurtulmaktadır.
Bazı insanlar karmik yükten kurtulmak için Tanrı'dan yardım dilemektedir. Bu tür dualar pasif olmamalıdır. Çünkü Tanrı kendine yardım edenlere yardım etmektedir. İnsan daima eylemlerinin sonuçlarını inceleyerek edimlerini pozitif yönde geliştirmelidir.
Olumsuz karmik tepkilerden kurtulduktan sonra, insan düşünce ve davranışlarını değiştirmelidir, aksi takdirde aynı olumsuz deneyimleri bir kez daha yaşamak zorunda kalacaktır. Derslerini çalışmamış öğrenci sınıfta kalmaktadır. Öğrenilmemiş olan dersler daha da zor koşullarda yeniden öğrenilecektir. İnsan yaşadığı acı verici olaylardan ders almamış ise, olumsuz karmik enerjiler, bir sonraki yaşama geçerek, onu daha da zorlaştırır.
Olumsuz karmik tepkiler yaratanlar, daha yavaş öğrenmekte ve alt kademelerde tekamül etmektedir. Alınan derslerden netice çıkaranlar ve enerjilerini doğru kullananlar ise, egolarını kontrol ettiklerinden ve edimlerin sonuçlarına bağlı olmadıklarından dolayı, spiritüel evrim etmektedir. Bu gibi kişiler, ilişkilerinde daha zeki davranmakta ve spiritüel unsurlara yer vermektedir.
Tekamül etmek için, yaşanan deneyimlerden ders almak ve edimleri alınan derslere göre ayarlamak gerekir. Bireyin yaşadığı deneyimlerle ilgili duyguları ve tepkileri nasıl tekamül ettiğini göstermektedir. Her bir problem, hastalık ya da olumsuz olay yaptığımız eylemlerin sonucudur. Ancak bunların hepsi önceki yaşamlardan gelmemektedir. İnsan günlük yaşamında yeni Karma da üretmektedir. Çünkü insan özgür iradeye de sahiptir. Her şey Karma ya da kader ile belirlenmemektedir. İnsan özgür iradesini kullanarak kaderini kendi belirleyebilir. Özgür iradesini kullanarak birey yeni enerjileri devreye sokmaktadır. Alınan bu yeni enerjiler tekamül sürecini hızlandırmaktadır. Birey Yoga aracılığıyla bu yeni enerjilerin üzerinde çalışmakta, onları incelemekte, öğrenmekte, doğru şekilde kullanmakta ve güçlendirmektedir. Böylece insan karmik yükten kurtularak, büyümesi ve gelişmesi için yeni fırsatlar yaratmaktadır.
Karma ile fırsat arasındaki farkı ayırt etmek, uyarıcı etkilere karşı davranışları değiştirebilir ve insan karmik teprileri aşarak genelde yapmadığı yeni şeyler yapabilir. Yeni fırsat ortaya çıkınca, büyüme ve gelişme zamanı gelince, birey yeni şeyler yapmak ve yeni deneyimler yaşamak için adeta itildiğini hissetmektedir. Ama insanın içinde bulunduğu durum karmik ise, kafası karışmakta ve oyunun bir parçası olarak mekaniki bir şekilde edimde bulunmaktadır. Birey hangi güçün onu harekete geçirdiğinin farkına bile varmamaktadır. Yoga teknikleri sayesinde insan farkındalığını geliştirerek karmik etki-tepkileri idrak edebilir. Ve gerektiği zaman özgür iradesini kullanarak olumsuz karmik tepkilere boyun eğmeden olumlu edimlerde bulunabilir.
İnsan Yoga yolunda evrensel Karma yasasını ve Karma'nın ilkelerini inceleyerek, edimlerini pozitif yönde değiştirerek negatif karmik etkilerden kurtulabilir ve daha dolu, daha mutlu bir yaşam sürdürebilir.
Evrensel Karma yasası kader ve kısmet gibi kavramları içermektedir. İnsanın önceki hayatlarda yaptıkları bu yaşamda kaderi ve kısmeti gibi önüne çıkar. Hiçbir şey insanın eylemleri ve iradesi dışında önceden düzenlenmemiştir. İnsanın yaşadığı her şey mantıklı bir biçimde önce yaptıklarından kaynaklanmaktadır ve birbirini izleyen rasgele olmayan olayların sonucudur.
Bazı kişiler Karma ile kaderin farklı şeyler olduğunu iddia etmektedir. Bu kişilere göre, "Karma insanlar tarafından oluşturulur ve değiştirilebilir, kader ise Tanrı buyruğudur ve ancak Tanrı tarafından değiştirilebilir." Bu tür iddia felsefi eğitim yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Eğitimsiz kişiler evrensel gerçekleri dini inançlarla karıştırmaktadır. Bu iddianın ne kadar mantıksız olduğunu gözler önüne sermek için benzer bir sav önerebiliriz: "Yerçekimi insanlar tarafından oluşturulur ve değiştirilebilir, binanın tepesinden atlayan kişinin yere çakılması ise Tanrı buyruğudur ve ancak Tanrı tarafından değiştirilebilir." İddianın absürd olduğu çok açık. Ayrıca Tanrı mükemmel Karma yasasını verdiği için kaderin direkt Tanrı tarafından belirlenmesine ihtiyaç yok. Yine de farz edelim ki, kader Tanrı buyruğudur, bu takdirde kader değiştirilemez, çünkü eğer Tanrı buyurduğunu değiştiriyorsa, demek ki, Onun buyurduğu mükemmel değildir. Eğer kaderi Tanrı belirliyorsa, o zaman alın yazısı değiştirilemez. Bu da bizi kadercilik doktrinine getiriyor. Eğer kader Tanrı buyruğudursa, o zaman bireyin fakir veya sakat doğmasından Tanrı sorumludur ve milyonlarca insanın çektiği ıstıraplar Tanrının işidir; böylelikle Tanrı adeletsiz ve zalim bir varlıktır. Böylece, yanlış varsayımlar hatalı sonuçlara neden olacaktır. Gerçek şudur ki, kader evrensel Karma yasasını kısmen yansıtan bir kavramdır ve Tanrının bireyin kaderiyle doğrudan doğruya hiçbir ilgisi yoktur.
İnsan yaşamında hem kader hem de özgür irade etkindir; bunları uyum içinde yaşamak için birey Karma yasasını bilmeli ve Yoga yolunda ilerlemelidir. O zaman, insanın fiziksel, zihinsel ve duygusal sağlığı gelişmekte ve birey tüm olaylardan kendisinin sorumlu olduğunu idrak etmektedir.
Evrensel Karma yasası günah, yargı ve ceza gibi kavramların temelsiz olduğunu göstermektedir. Karma, her eylem için eşit bir tepki öngörerek psikolojik-manevi gelişimi ve kişisel evrimi sağlamaktadır.
Karma, tüm evreni kaplayan devasa bir ağdır. Bu ağın içinde sonsuz etki-tepki, itme-itilme dizileri oluşmakta ve yaşamların bağlı olduğu içsel oyunlar oynanmaktadır. Evrende şans ya da raslantı diye bir şey yoktur. Bize tümüyle tesadüf gibi görünen olaylar, Karma'nın gizli kaynaklarından meydana gelmektedir.
İnsan kendi ördüğü bir karmik ağın içinde hapsolmuş durumdadır. Birey kendi karmik ağını kendi eylemleriyle örmektedir. Yaşam Karma'dan oluşur. İnsan sürekli bir etki-tepki döngüsünün içindedir. Yaşam kader ve özgür irade arasında gidip gelmektedir.
Evrensel Karma ağı çok karmaşık bir olgudur. Bu, tüm kainatı saran ve etkileyen kozmik bir fenomendir. İnsan zihni Karma yasasının nasıl çalıştığını tam bir şekilde idrak edemez. Yalnızca Yoga sayesinde insan yüksek bir bilinç düzeyine ulaştığında karmik etki-tepkilerin gizemini çözmektedir.
Evrensel Karma yasasının ödül ve ceza ile hiçbir ilgisi yoktur. Eylemlerin sonucunda ödüllendirilmek veya cezalandırılmak, genelde dinsel bir görüştür. İnsanın fakir olması bir ceza, zengin olması ise bir ödül olarak görülmektedir. Bu çocuksu bir yaklaşımdır. Eylem yasası çok daha karışık bir şekilde işlemektedir.
Karma, etki ile tepkinin evrensel yasasıdır. Eylemlerin kaçınılmaz sonuçları vardır ve her ne olursa olsun bu sonuçlar er ya da geç ortaya çıkacaktır. Bu yasa her zaman, her düzeyde ve her yönde çalışır. Karma yasası evrende adaleti gerçekleştiren kültürlerüstü ve ırklarüstü bir olgudur. Bu yasa kozmik düzenin tüm boyutlarında işlemektedir.
Evrensel Karma yasasının olumlu ve olumsuz ile hiçbir ilgisi yoktur. Olumlu bir olay gibi görünen bir vakadan aslında olumsuz sonuçlar doğabilir. Ve olumsuz bir olay gibi bir vaka aslında olumlu sonuçlar doğurabilir. Bunun nedeni, olayların göründükleri gibi olmamasıdır.
Karma'nın her zaman bireyi geliştiren, büyüten ve ileri götüren bir yanı vardır. Yeter ki, birey başına gelenlerden bir ders alsın. Evrensel Karma ağı insana her zaman gelişme imkanı sağlamaktadır. Fakat bu, Karma yasasının yan ürünüdür. Çünkü Karma yasası bizi eğitmek ve geliştirmek için değil, yaptıklarımızın sonuçlarını almak için mevcuttur. Bu arada, eğer biz maruz kaldığımız tepkilerden bir ders alıyoruz ise, bu bizim gelişmemize yardım etmektedir.
Karma yasası herkesin hak ettiğini almasını sağlamaktadır. İnsanın bulunduğu yer, tam hak ettiği yerdir ve sahip olduğu şeyler tam da hak ettiği şeylerdir. İnsanın başına hak etmediği hiçbir şey gelemez. Yaşamında olan biten her şeyin olmasının nedeni onu hak etmesidir. Birey bulunduğu çevrede yaşıyor çünkü onu hak ediyor ve bu çevrede onunla bağlantılı pek de hoşlanmadığı birçok şey olabilir ama onları da hak ediyor.
Her şeyin Tanrı tarafından düzenlendiğine inananlar olumsuz olaylarla karşılaşınca, şaşkınlık içinde, "Tanrım, ben ne yaptım ki, bunu hak ettim?" diye sorarlar. Bazen ise öfkelenip, Tanrı'yı lanetlerler. Aslında, gerçek şudur ki, Tanrı başımıza gelenlerden sorumlu değil, biz sorumluyuz. Tüm olup bitenler bizim eylemlerimizin sonucudur.
Arzu, duygu ve düşüncelere olan bağlılıklar Karma oluşmasının ana sebebidir. Bağlılık alışkanlığa dönüşmekte ve alışkanlık belirli eylemlerin icra edilmesine neden olmaktadır. Tekrar tekrar yapılan aynı eylemler yoğun karmik tepkilere sebep olmaktadır. Karma'yı çözümlemek için bağlanmamayı öğrenmek gerekir. Bunun için eylemler beklentisiz ve sonuçlara bağlanmadan icra edilmelidir.
Budistlerin inancına göre, insanın her eylemi kaydedilmemekte ve sonradan tezahür edecek olan karmik tohumlar üretmemektedir. Sadece hür iradeyle yapılan kasıtlı eylemler kaydedilmekte ve karmik sonuçlar doğurmaktadır. Bu gerçeklere dayanmayan yanlış bir inançtır.
Aslında insanın yaptığı tüm eylemler kaydedilmekte ve karmik tepkiler doğurmaktadır. Her bir eylemin sonucu, harekete geçmemiş enerji modeli şeklini almaktadır. Bu karmik tohumlar tabiatlarına göre, belirli Çakra düzeylerinde birikmektedir. İnsanın yaptığı her eylemin sonuçları belirli bir Çakra düzeyinde kaydedilmektedir.
Ölümden sonra astral boyutta yaşayan ruhi varlığın konuşma ve gülüş şekli ve karakteristik bedensel jestleri aynıdır. Birey, fiziksel boyutta tekrar doğduğunda alışkanlıklarını ve jestlerini beraberinde getirir. Böylece tüm eylem ve hareketler, ne kadar önemsiz olursa olsun kaydedilir ve sonraki yaşamda bu hareketlerin doğurduğu karmik tohumlar tezahür edebilir.
Her bir eylemin sonucunda meydana gelen Karma astral bedenin belirli bir Çakra düzeyinde bir tohum olarak saklanır. Her Çakra'nın karmik durumu, fiziksel bedende dolaşan enerjiye yansımaktadır. Böylece karmik tohumlar Çakra aracılığıyla fiziksel bedeni etkilemekte, yönlendirmekte ve belirli eylemlerde bulunmasını sağlamaktadır. Karma'nın değişik türleri astral bedenin belirli Çakra düzeylerinde saklanmakta ve fiziksel bedenin tüm enerji sistemini etkilemektedir.
Maddi nesnelere bağlılıktan doğan karmik tohumlar Muladhara Çakra düzeyinde saklanır. Bu tohumların tezahürü bacakları etkiler.
Cinsel arzu ve sekse bağlılıktan doğan karmik tohumlar Svadhisthana Çakra düzeyinde saklanır. Bu tohumların tezahürü cinsel organları etkiler.
İşine ve görevine bağlılıktan dolayı üreyen karmik tohumlar Manipura Çakra düzeyinde saklanır. Manipura Çakra sindirim sisteminin faaliyetini kontrol etmektedir. İşte yaşanan stres sindirim bozukluklarına neden olmaktadır. Karmik bir tohum tezahür etmeye başladığında, önce ona denk gelen Çakra ve Nadi sistemini etkiler. Sonra zihinsel ve fiziksel düzeyde tezahür eder.
Sevdiklerine bağlılıktan üreyen karmik tohumlar Anahata Çakra düzeyinde saklanır. Bu karmik tohumlar tezahür edince, solunum sistemini etkiler.
Arınma ve iletişime bağlılıktan üreyen karmik tohumlar Vişuddha Çakra düzeyinde saklanır. Bu tohumların tezahürü kendini ifade etme ve iletişim kurma yeteneğini etkiler.
Zihinsel spekülasyonlara olan bağlılıktan türeyen karmik tohumlar Acna Çakra düzeyinde saklanır. Bu tohumların tezahürü beyin fonksiyonlarını etkiler.
Dinsel eylemlere bağlılıktan doğan karmik tohumlar Sahasrara Çakra düzeyinde saklanır. Bu tohumların tezahürü sinir sistemini ve psikolojiyi etkiler.
Karma astral bedende tohum halinde saklanmakta ve tezahür etmesine sebebiyet verecek şartlar ortaya çıkana kadar beklemektedir. Tezahür etmiş Karma, geçmişteki bir eylemin sonuçlarının doğduğu olaydır. Belli bir zamanda, belli bir yerde, belli bir boyutta belli bir olayın ortaya çıkması tezahür eden Karma'dır.
Geçmiş bir yaşamda güçlü bir bağlılık yaratmış olan eylemler, şimdiki bedenlenmeyi meydana getiren etkenlerdir. Geçmiş edimlerin sonuçları tezahür eder ve bu yaşamdaki olayları etkiler. Karma artık astral bedenin Çakra'larında tohum halinde saklı değildir. Karma bu yaşamda tezahür ettiğinde, kendini tamama erdirme sürecindedir.
Karma'nın tamama ermesi, çözümlenmesi demektir. Birey, Karma'nın ifade edilişini bastırmasa, karmik sürec devam edecektir. Fakat bu kişi, olaylardan ders alıp pozitif yönde adımlar atarsa, tezahür etmiş olan Karma çözümlenecektir.
Eğer insan olaylardan kaçarak, her ne olursa olsun tezahür etme süreci ile çözümlenme yolunda olan Karma'yı bastırarak durdurmaya çalışırsa, Karma'nın tezahürü yavaşlar ve çözümlenmesi daha fazla zaman alır.
Birey üniversiteye girmeye arzular, bu yüzden sıkı çalışır ve giriş sınavından geçer. Bu, şimdiki yaşamda yapılan eylemlerin karmik sonuçlarının bu yaşam süresince nasıl tezahür ettiğinin basit bir örneğidir. Fakat bazen birey birkaç başarısız deneyimden sonra sınavı geçer veya tüm çabalara rağmen kazanamaz. Bu, geçmiş hayatlardan gelen karmik engellerin sonucudur. Bu yaşam süresince harcanan çaba, önceki hayatlarda harcanmış benzer çabalarla birleşip belirli sonuçlar doğar.
Bir insan kendini Yoga yoluna adayıp başkalarına da Yoga eğitimi vererek, gerçek anlamda ruhi evrimlerine yardım ettiğinde, bu genellikle birçok hayatta harcanan çabaların sonucudur.
Belli bir zamanda daha tesirli enerjisi olan karmik tohumlar tezahür eder. İnsanın yaşamını o anda işlemekte olan Karma belirler. Aynı zamanda birey daha az önemli birçok Karma tohumunu taşır. Bu tohumlar uzun süre saklı kalabilirler çünkü daha etkili karmik tohumların enerjisiyle bastırılırlar. Daha az önemli karmik tohumlar yeterli enerjiye sahip olduklarında tezahür ederler.
Güçlü bağlılıktan doğan karmik tohumlar büyük enerji miktarına sahiptir. En çok enerjiye sahip olan tohumlar önce tezahür eder ve bireyin karakterini belirler.
Baskın Karma, Muladhara Çakra düzeyinde olduğu zaman, birey her zaman güvenliğini düşünür.
Baskın Karma, Svadhisthana Çakra düzeyinde olduğu zaman, birey maddeye önem veren, cinsel açıdan bencil ve duygularını kontrol etmekte zorlanan biri olmaktadır.
Baskın Karma, Manipura Çakra düzeyinde olduğu zaman, birey çok duygusal, ancak kontrollü ve aktif imajinasyona sahip olmaktadır.
Baskın Karma, Anahata Çakra düzeyinde olduğu zaman, birey sevgi ve şefkat dolu ve kendini başkalarına adamış biri olmaktadır.
Baskın Karma, Vişuddha Çakra düzeyinde olduğu zaman, birey iyi bir konuşmacı, eğitimci ve iletişimcı olmaktadır.
Baskın Karma, Acna Çakra düzeyinde olduğu zaman, birey bir araştırmacı ve bilge olmaktadır.
Baskın Karma, Sahasrara Çakra düzeyinde olduğu zaman, birey spiritüel eylemlere yatkın biri olmaktadır.
Karmik tohumda ne kadar çok enerji varsa, tezahür etme önceliği o kadar yüksektir. Bir tohumdaki enerjinin derecesi, belli bir eylemin sonuçlarına verilen duygusal ve zihinsel dikkatin derecesiyle belirlenir. Şiddetli bir istek ve yoğun bir bağlılık tohumun tezahütrünü hızlandırmaktadır.
Karmik tohumlar güçlü bir enerjiye sahip olduklarında bireysel, ailesel, mekansal, ulusal, ırksal, dinsel ve küresel Karma'ların etkileşimi tezahürün öncelik sırasını belirler.
Baskın karmik tohumlar öncelikle tezahür ederek insanın yaşam yapısını baştan başa belirler. Dah az enerjiye sahip olan çok sayıdaki tohum birbiri ardından tezahür ederek yaşamı fazla etkilemez. Karmik tohumların yarattığı sonuçlar, taşıdıkları enerjiye bağlı olarak bireyin yaşamını günler, haftalar, aylar ya da yıllarca etkileyebilir.
Karma'nın yaratılmasında temel etken nefse bağlılıktır. Karma'yı çözümlemek için birey nefse bağlanmamalıdır. Eylemlerin sonuclarına bağlanmadan davranarak birey kendini karmik olarak belirlenmiş bir varoluşun sınırlarından kurtarabilir.
Genellikle insan bir eylemi maksatlı olarak, ortaya çıkaracağını beklediği sonuç için yapar. Maddi benlik eylemin sonucunu arzular ve bu sonuca bağlanır. Bu bağlanış üretilen karmik sonuçların bireye yapışmasını sağlar. Bu durumda maddi benlik eylemlerin esas etkeni olmaktadır. Maddi benliğin etrafında oluşan Karma onu desteklemekte ve güçlendirmektedir. Ruhi varlık daha çok maddi düzeye bağlanmaktadır. Karma zihzirleri maddi benlik aracılığıyla ruhi varlığı maddi yaşama sımsıkı bağlar. Maddi benliğe dayalı edimler sürdükçe, maddi benlikle ilgili karmik tepkiler biriktikçe, maddi benliği sarmalayan karmik kabuk daha da yoğunlaşmakta ve insanda gitgide güçlenen bir maddi kimlik, başkalarından ayrı olma ve Evrensel Ruh'tan bağımsızlık yanılgısı oluşturmaktadır.
İnsan bir eylemi ne zaman kendisi için ve sonucuna bağlanarak yaparsa, maddi benlik etkendir. Maddi benlik Karma'nın oluşmasını ve birikmesini sağlar. Karma'nın oluşmasını engellemek için birey maddi benliği dışlayarak ruhi varlık gibi hereket etmelidir. Bu durumda bireyin ruhi boyutu ortaya çıkar. Yüksek bilinç tezahür eder ve eylemlerin niteliği değişir. Maddi benlik aşıldığında, eylemlerin sonuçlarına ne bir arzu ne de bir bağlılık kalır ve böylece Karma birikmez. Eylemler ruhi amaçlar için beklentisiz yapıldığında Karma üretilmez.
Yeni Karma üretmemenin, eski Karma'yı çözümlemenin ve sonunda Karma'yı aşmanın anahtarı ruhi amaçlar için beklentisiz eylemdir. Önceden oluşmuş olan Karma, bireyin belirli olaylarla karşılaşmasını sağlar. İnsan eylemleri ruhi amaçlar için beklentisiz ve sonuçlara bağlanmadan yaptıdığında, tezahür eden Karma'yı çoğaltmak yerine çözümlemektedir. Böylelikle insanın bireysel Karma'ları yok olmakta, birey karmik sınırları aşmakta ve varoluşun ruhi boyutuna ulaşmaktadır.
Birey, maddi benliği aşınca, bedene dayanarak değil ruha dayanarak hareket eder ve eylemlerini maddi düzeyde değil ruhi düzeyde icra eder. Bireyin bilinci yükselerek varoluşun en yüksek seviyelerine ulaşır. Birey eylemlerini Mutlak ile uyum içinde icra etmeye beşlar. Edimlerini Mutlak namına yaptığı için Mutlak'ın mükemmelliğini yaşamaktadır. Bu durumda beden Mutlak'ın ifade edilişinin bir aracı olur. Karma sınırlarını aşmış aylemler bütünün ahengini artırır ve hem birey hem dünya hem de evren için yararlıdır.
Bazı kişiler, tüm eylemlerin aslında Tanrı'nın lütfünün bir tezahürü olduğunu söylemektedir. Bu tür mantıksız spekülasyonlar kabul edilemez. Çünkü eğer kabul edilirse, o zaman Alman faşistlerinin insanlara yaptığı işkenceleri Tanrı'nın lütfünün bir tezahürü olduğunu kabul etmek zorundayız. O zaman tüm cinayetlerden Tanrı sorunmludur. Böylelikle, bir mantıksız iddia bir sürü manasız sonuçlar doğurmaktadır. Bunların hepsi fanatik ve hastalıklı zihnin ürünüdür. Gerçek şudur ki, yalnızca Karma sınırlarını aşmış ruhi aylemler Mutlak'ın bir tezahürüdür.
Birey maddi benliği aşarak ve bir ruh olarak eylemi gerçekleştirirse, o zaman eylemi icra eden özne ile eylemin nesnesi bir olur. Özne ile nesne birleşir. Bireyin bilinci hem öznel hem de nesnel bakış açılarını aşmaktadır. Bu bilinç, her iki görüş açısını da tezahür ettiren ve onları kucaklayan yüksek bilinçtir.
Yoga yolunda birey ruhi amaçlarla icra edilen eylemleri beklentisiz ve sonuçlara bağlanmadan gerçekleştirdiğinde yeni Karma üretmemekte, eski Karma'dan azade olmakta ve Samsara olarak adlandırılan 'ölümden sonra yeniden doğum döngüsü'nden kurtulmaktadır.
 
 
 
  Bugün 1 ziyaretçi (7 klik) kişi burdaydı! Copyright Mert Suslu - www.mertsuslu.com - - www.mertsuslu.tr.gg - - www.mertsuslu.net.tc -  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=